• kitap alıntıları

    3431.
    "Ne mutlu dünyaya hiç gelmemiş olana."
    kitap alıntıları
    6 ... have some fatih
  • sözlük yazarlarının itirafları

    171116.
    küçüklüğümden beri karanlıktan korkmuşumdur. elbet çok kişi yaşamıştır bunu, çocukken kendi odamdan salona doğru giderken koridor karanlık diye hep koşarak geçerdim koridoru. tabii artık koridoru yürüyerek geçebiliyorum, atlattım o evreleri ama hala karanlık yerlerde uzun süre kalmaktan çekinirim.

    okul tatilde olduğu için memlekete, bursa'ya geldim ve burada pek arkadaşımın olmaması sebebiyle bir süre sadece evde hayatımı sürdürdükten sonra artık bundan bunaldım ve akşamları yürüyüşlere çıkmaya başladım. tek başıma yaşadığım ilçeyi turlayıp eve dönüyordum. geçenlerde babam da bana eşlik etmek istedi ve birlikte eve yakın olan ve uludağa doğru çıkan bi yol boyunca yürüyelim geri döneriz dedik. ancak bu yol epeyce takip ettikten sonra küçük bir köye çıkan bir yol ve yol boyunca aydınlatma kesinlikle yok, sadece 2-3 dakikada bir yoldan geçen herhangi bir aracın farları var. karanlık öyle ki yol boyunca 100 metre yürüyüp biraz şehir dışına çıkmaya başladığımız anda babamı görmemi sağlayan tek şey ay ışığı olmaya başlıyor. ki ben daha önce pek tecrübe etmediğimden ay ışığının gece hatırı sayılır bir ışık saçabileceğine hiç inanmıyordum. tabii bu karanlığı engellemiyor ama en azından babamı görebiliyordum. şehirden uzaklaştıkça başlarda 3-5 tane olan görünür yıldız sayısı fark ettim ki onar onar artıyordu. artık şehir ışıklarının görülmemeye başladığı yerlere vardığımızda gökyüzü tümüyle yıldızlar, ay ve aynı anda görülebilir olan 3-4 uçaktan oluşmuştu. hayatımda ilk kez gökyüzünü böylesine güzel gördüm. üstelik yanıbaşımdaymış yıllardır, erişebilirmişim ama hiç farkına varmamışım.

    şimdilerde akşam yürüyüş rotamı değiştirdim. tek başıma o köye doğru uzanan, uludağ'ın yamaçlarındaki yol boyunca yürüyorum. bi an önce şehir ışıklarından uzaklaşıp, dik yokuşa gelmeden önceki köşede yolun bariyerlerine oturup dakikalarca gökyüzünü izlemeyi öylesine istiyorum ki... şu son bir haftada oraya gidip de o kadar fazla kafamı kurcalayan şey düşündüm ve bu öyle sağlıklı bir düşünmeydi ki artık gün boyu havanın hemen kararmasını bekliyorum.

    ha işte buraya kadar her şey güzel ama tek sorun yolu giderken değil de dönerken karanlık korkumun bastırması. o yarım saatlik karanlık yolu heyecanla giderken hiçbir şeyin farkında olmuyorum ama dönerken neredeyse koşar adım dönüyorum. ''lütfen yoldan geçen araba sıklığı artsın, far görmek istiyorum far görmek istiyorum'' diye içimden tekrarlıyorum. küçükken o karanlık koridorda koşarken vakit göreceli olarak çok uzun gelirdi. şimdi düşünüyorum da bu yaşımdaki yarım saatlik o geri dönüş yoluyla, küçükken koridorda kat ettiğim yol aşağı yukarı aynı mesafeye denk geliyor rölativitede. sanırım bazı şeyler hiç değişmeyecek. 23 yaşındaysanız ve karanlıktan korkuyorsanız, hala o koridoru koşuyorsunuz.
    17 -1 ... have some fatih
  • adam olmak

    117.
    1895 yılında nobel ödüllü (1907) britanyalı şair rudyard kipling tarafından yazılmış şiirdir. ingiliz halkı için hala çok popüler bir şiir olmasının yanı sıra, bu güzel şiirin türkçe'ye çevirisinin bülent ecevit tarafından yapılması da benim için işin ilgi çekici yanlarından bir tanesi.

    Ayrıca wimbledon tenis turnuvasının düzenlendiği merkez kortta giriş kapısının hemen üstünde

    ''if you can meet with Triumph and Disaster
    and treat those two impostors just the same''

    dizeleri yazılıdır. Bu dizeleri merhum bülent ecevit ise:

    '' Ne kazandım diye sevinir, ne yıkıldım diye yerinir
    ikisine de vermeyebilirsen değer'' şeklinde türkçe'ye çevirmiştir. Şiirin tamamının roger federer ve rafael nadal tarafından 2008 wimbledon finali öncesinde seslendirilmiş videosunu da şöyle bırakalım öyleyse:

    https://www.youtube.com/watch?v=is-JCJCUy18+

    adam olmak

    Yine şiirin meşhur dizelerinden olan

    ''if you can make one heap of all your winnings
    And risk it on one turn of pitch-and-toss''

    kısmı da bir dönem taraftar gruplarınca çokça kez slogan olarak kullanılmıştır. Ki türkçeye çevirisi de ecevit tarafından ''döküp ortaya varını yoğunu, bir yazı-turada yitirsen bile'' şeklinde çevrilmiştir.

    şiir, ingiltere'de yapılan anketlerin büyük çoğunluğunda en sevilen şiir seçilmektedir.
    4 ... have some fatih
  • fekal transplantasyon

    1.
    Bu da sözlükte yazdığım ilk mini-review'im olsun madem swh
    `
    (bkz: dışkı nakli) (bkz: fekal mikrobiyota transplantasyonu) (bkz: fekal bakteriyoterapi) (bkz: fekal transfüzyon) (bkz: gaita transplantasyonu)

    Gaita(dışkı) materyali ilk kez, gıda zehirlenmesi ve ciddi diyareli hastalarda, ağız yoluyla 4. yüzyılda “Sarı Çorba” adıyla Çin’de verilmiştir. 16. yüzyılda yüksek ateş, ağrı, kusma ve kronik diyare/konstipasyonda kullanılmış olup 17. yüzyılda ise veteriner tıbbında kullanılmıştır. 20. yüzyıla gelindiğinde “Sıcak deve feçesi” Bedouins tarafından tavsiye edilmiş ve 2. Dünya Savaşı’nda Afrika’da Alman askerleri tarafından kullanılarak tedavideki yararı doğrulanmıştır. Anadolu’da “Kuru at-eşek, keçi gaitası” yaralı dokuların iyileşmesine yardımcı olmak amacıyla kullanılmaktaydı. insanda modern tıpta ilk kez 1958 yılında Eiseman ve arkadaşları tarafından kullanmıştır. [1]

    insan dışkı florası mikroorganizmaların (Bakteri, virüs, maya, parazit gibi) kompleks bir karışımı olup, muhtemelen vücudun en büyük organıdır. Bu mikroorganizmalar karmaşık karbonhidratların sindirimi dahil, enerji depolama, immün fonksiyonlar ve patojen bakterilerin invazyonuna karşı korunmada rol alırlar. Mevcut deliller ile bazı antimikrobiallerin intestinal mikrobiota üzerinde ciddi etkilerinin olduğunu bugün bilmekteyiz. Fekal transplantasyon çalışmaları da buradan yola çıkarak gündeme gelmiştir. Fekal transplantasyon sağlıklı donörden alınan barsak florasının hasta bireyin intestinal mikrobiotasını düzenlemek için verilmesidir. Mantık olarak kan naklinden farksız olmasına rağmen 'tatsız bir uygulama' olması münasebetiyle uzunca bir süre kullanım alanı pek bulamamıştır.

    Nakil yapılırken vericinin eş ya da yakın akrabalardan olması tercih edilir. Böylece alıcıya yeni bir patojenin transferinin önüne geçmek istenmektedir. Eş ya da yakın akrabaların seçilme sebebi, benzer çevrede yaşamalarından ötürü barsak floralarının da benzer olması, farklı patojenlerle bulaşın minimal düzeyde olmasından ileri gelir. Tedavi prosedürleri incelendiğinde gastroskop veya nazojejunal tüp aracılığı ile yapılan infüzyonlarda etkinlik daha düşük iken, yakın bir donörden yapılan dışkı lavmanı transplantasyonlarında etkinlik daha yüksek bildirilmektedir. Dışkının su ile hazırlanan süspansiyonları ile yapılan infüzyonlarında serum fizyolojik ile hazırlanan süspansiyonlarına oranla düzelme sık, ancak relaps daha yüksek izlenmiştir. Benzer şekilde yüksek volümlü süspansiyon infüzyonlarında da relaps daha yüksek gözlenmiştir.

    Fekal transplantasyonun en önemli avantajı donör sıkıntısının olmamasıdır. Güvenli, ucuz ve yüksek teknoloji gerektirmeyen bir işlemdir. Vücudun kabul etmeme riski yoktur, enfeksiyon olasılığı düşüktür ve immun sistemi baskılayıcı tedavi gerektirmez. Tekrarlayan antibiyotik kullanımı döngüsünü kırar, böylece intestinal floranın devamlılığı ya da yenilenmesi sağlanır.

    Yapılan çalışmalarda yan etkilerden çok bahsedilmese de kimi çalışmalarda nadir olarak nazogastrik tüp yerleşimine bağlı geçici tahriş, kolonoskopiye sekonder rektal rahatsızlık hissi, gaz, bulantı, şişkinlik, peritonit gelişebildiği gözlenmiştir. Bu işlemde tahmin edilebileceği gibi temel yan etki vericinin dışkısındaki patojenlerin alıcıya bulaşması ve enfeksiyona sebep olmasıdır. [2]

    Fekal transplantasyon işleminin en sık uygulandığı durumlar özellikle çocukluk çağında ve yaşlılarda gözlenen c. difficile'ye bağlı psödömembranöz enterokolittir. bunun dışında irritabl barsak sendromu, kronik ishal veya kabızlık, kronik yorgunluk sendromu varlığında fekal transplantasyon yapılmaktadır. Ayrıca pek çok farklı sistemi etkileyen çok farklı kronik hastalıklarda da bu işlem nadir de olsa uygulanmakta veya deneme aşamasında bulunmaktadır. [1] son olarak, yapılan bir çalışmaya göre fekal transplantasyon işleminin ülseratif kolit için de belirli bir etkinliğe sahip alternatif bir tedavi olduğu gösterilmiştir. Kombinasyon tedavisi ve daha düşük bir temel mikrobiyal zenginliğin, muhtemelen klinik öncesi ve klinik uygulamalarda iyileştirici etkiye katkıda bulunacağı öngörülmüştür. [3]

    Kaynaklar:

    1: Fekal transplantasyon nasıl ve kime uygulanmalı
    Hakan demirci, ahmet uygun
    2: Fekal transplantasyon
    Esin korkut, ali özden
    3: The Value of Fecal Microbiota Transplantation in the Treatment of Ulcerative Colitis Patients: A Systematic Review and Meta-Analysis
    Yantian Cao,Bangjie Zhang, Yuanyuan Wu, Qingzhi Wang, Jie Wang and Fangfang Shen
    4 ... have some fatih
  • dışkı nakli

    7.
    (bkz: fekal transplantasyon) burada dalgasi geciliyor belki ama cok cok onemli bir islem ve ileride degeri cok daha artacak. Ayrica (bkz: mikrobiyota)
    3 -1 ... have some fatih
  • anın görüntüsü

    34432.
    Şehirden biraz uzaklara yürüdüm.
    anın görüntüsü
    7 -1 ... have some fatih
  • 23

    191.
    Bugun itibariyla kısa süreceğini varsaydığım hayatımın 23. Senesi geride kalıyor. Epey çabuk geçti diyebilirim. Kaldı ki ben football manager oynarken 23 yaşından itibaren oyuncuları "yaşlı" olarak niteleyip transfer etmiyorum. swh belli bir eşiği geçtim diyebilirim yani. Şu zamana kadarki hayatımı betimlemem gerekirse 23 sezondur hiçbir şey anlatmayan, nuri bilge ceylan filmi durgunluğunda, dram türünde bir dizi diyebilirim. Diziyi izleyen 5-6 kişi kaldı, bir kısmı dizinin sonunu görmeden ölecek gibi duruyor. 23 senedir altmetni oluşturuyordum oysa, asıl şimdi başlıcaktı olaylar silsilesi. Neyse, ben onlara şimdiye kadar yer yer spoilerlar verdim ilerde esas çocuğa ne olduğuyla ilgili. Demek istediğim, sonu şimdiden belli gibi gözüken ve heyecansız ilerleyen bu diziyi hala izleyen insanlar var. Yıl oldu 2018. Helal olsun diyorum ve seyirci kitleme büyük saygı duyuyorum. Ayrıca seviliyorsunuz da çok çok.
    4 -1 ... have some fatih
  • waiting for the miracle

    23.
    özellikle back vokalleri ve aralarda giren kemanı daha fazla duyabilmek için canlı versiyonlarını daha çok sevdiğim leonard cohen şarkısı. kendisinin sesine zaten bir şey diyemem yüce tengri çarpar.

    https://www.youtube.com/watch?v=noQcPIeW6tE+

    --spoiler--
    waiting for the miracle
    there's nothing left to do.
    i haven't been this happy
    since the end of world war ii.
    nothing left to do
    --spoiler--
    5 ... have some fatih
  • mike stern

    6.
    2015 senesinin bir akşamında boş boş takılırken birden duyurusu karşıma çıkan ve 1 saat içinde başlayacak olan izmir konserine ani bir kararla gittiğim, hayatımda ilk kez jazz müzik dinlememe vesile olan ve gerçekten de beni o konserde son derece keyiflendiren, müzikal olarak doyuma ulaştıran jazz gitaristi. şarkılarının hiçbirinin ismini hala bilmiyorum ama çok güzel parçalar dinlediğimi hala hatırlıyorum. benim için o gecenin en eğlenceli anı ise konser sonrası seyircilerin çıktığı kapının önünde kurulan standda mike stern'in '' cd!!!! cd!!!! '' diye bağırarak albümlerini satma çalışması oldu.*
    2 ... have some fatih
  • sadece bir soru sorma hakkınız var

    52.
    Batı ağıl düştüğünde gondor neredeydi? Dört bir yanımızı düşman alırken gondor neredeydi? Neredeydi?
    2 ... have some fatih
  • kas doku

    3.
    Elektron mikroskobu görüntüsü aşağıdaki gibi olan.

    kas doku
    4 ... have some fatih
  • uykudan önceki son sözler

    33.
    uykudan önceki son sözler
    3 ... have some fatih
  • vikings

    749.
    2 gün önce yayınlanan son trailer'da yeni sezonunun 28 kasım'da başlayacağı duyurulmuş olan history channel dizisi.

    https://youtu.be/SLOa9s1q_Ug

    Bu da sanırım dizinin en çok izlediğim, geri sarıp sarıp oyunculuğu kıskandığım sahnesinden bir kesit:

    vikings
    2 -1 ... have some fatih
  • alevi olmak

    57.
    liseyi ailemin bulunduğu şehirde ancak evden uzakta olması nedeniyle yatılı bir okulda okudum. her cuma günü eve gelir, her pazar akşamına doğru da tekrar yurda dönerdim. yine bir pazar günü yurda dönmek için hazırlık yaptığım sırada facebook'ta ilkokul öğretmenimin bir gönderisini gördüm.

    ilkokulda bizim sınıfımızda olan bir kız vardı. sessiz, sakin, temiz kalpli, ufacık tefecik bir kızdı. kimseye zararının dokunduğunu görmemiştim o güne kadar. çok yakın arkadaşım değildi ancak sevdiğim saygı duyduğum bi arkadaşımdı. meğer çok hastalanmış sonradan ve hayatını kaybetmiş, ben de bunu bir facebook gönderisinden öğrendim. öğretmenim ayrıca eklemiş ''pazar günü şu saatte şu cemevinden cenazesi kalkacaktır.'' diye. bunu görünce ağlamaya başladım. küçücük çocuktu daha, ne kadar tatlı bi insandı, ne tatlı hayalleri vardı kim bilir. öylece ağladım bir süre. sonra anneme söyledim, 'ah'lardan 'vah'lardan sonra hadi cemevine gidelim dedi annem. -bu arada belirtmeden geçmiyim, ailem son derece muhafazakar sünni bir ailedir. ben de çok muhafazakar olmasam da o dönemler islam'a inanan sünni biriydim- ikimiz de daha önce hiç cemevine gitmemiştik ama bunun bir önemi yoktu, arkadaşıma karşı son görevimi yerine getirmek istedim. ilkokuldan birkaç arkadaşıma da haber verdim ve onlarla da mezarlıkta buluşmak üzere sözleştik. yalnız haberi biraz geç aldığımız için cenaze törenine (nasıl adlandırıyor aleviler bilmiyorum, özel bir adı varsa) tam anlamıyla yetişemedik, yetişseydik bile kalabalıktan içeri giremeyecektik zaten. biz cemevine gittiğimizde artık sınıf arkadaşımın cenazesi mezarlığa doğru yola çıkıyordu.

    gerek cemevinin önündeki toplulukta, gerekse mezarlıkta gözlerim hep ilkokul sınıfımızdan arkadaşlarımı, ilkokuldan hocalarımı aradı. ama gelin görün ki benim gelmelerini istediğim 2 arkadaşım ve vefat eden sınıf arkadaşımın kendi gibi alevi olan çok yakın arkadaşı dışında sınıftan kimse gelmemişti. biz 43 kişiydik ilkokulda sözlük. sadece 4 kişi oradaydı. farklılığı yüzünden birinin dışlanmasının ne kadar kötü olduğunu ilk kez orada anladım. o zamana kadar belki ben de pek çok defa aleviler hakkında kötü düşünmüştüm, keza yine yaşadığım ilçede azımsanamayacak kadar fazla sayıda olan bulgaristan göçmenleri hakkında. tamam hiç onları ayırmadım kendimden, ama bilmiyorum elbet ön yargıyla yaklaşmışımdır. çünkü gerçekten yaşadığınız çevre ciddi manada her kesimin yobazıyla dolu olunca ister istemez siz de bu ön yargıların içine doğuyorsunuz. ama işte ilk kez o gün, o mezarlıkta hissettim 'farklı' insanların hissettiklerini. çok üzüldüm, çok daha fazla üzüldüm. ve o gün benim için bazı şeyleri sorgulamanın, bu ülkede yanlış gidenlerin farkına varmanın, farklı insanların acılarına ortak olabilmenin temellerinin atıldığı gündü.

    mezarlıktan eve doğru yürürken anneme anlattım hissettiklerimi, sitemlerimi. o da bana anlattı. biz ilkokuldayken öğrencilerin velileri kendi aralarında gün yapıyorlardı, bilirsiniz sürekli bir başkasında oturup poğaça, börek, tatlıların yendiği muhabbet ortamları. annemin demesine göre vefat eden sınıf arkadaşımın annesi de her buluşmalarında 'bi dahakine bizde olsun' diyormuş, ama kimse gelmek istemiyormuş onlar alevi diye. bir gün zoraki 'tamam' denmiş, ancak o güne sadece 3 veli gitmiş. aleviler diye sözlük, aleviler diye.

    işte bu ülkede alevi olmak böyle bir şey. bu alevi olmayan biri olarak benim dışarıdan şahit olduğum sadece bir olay, ancak beni gerçekten derinden sarsan bir olay. bu insanların bu ülkeye hakim olan zihniyetten ne çektiğini bi de onlardan dinlemek gerekir, uzun uzun dinlemek gerekir üstelik. zordur alevi olmak, farklı olmak. özellikle de türkiye'de.
    44 -9 ... have some fatih
  • slide

    26.
    ayrıyeten bir jake bugg şarkısı. (bkz: uyumadan önce dinlenecek şarkılar)

    --spoiler--
    i've been thinking about the way the world turns
    And my stomach churns
    When it finally hits me out of the sky
    i knew this day would come I'm on the front line

    Woah...
    Don't know how to take it in, is love just suffering?
    Cause I can see where the chapter ends
    i've got autumn leaves and heartbreak dreams inside, inside
    Cause you and me on this frozen sea we slide, slide

    i wait all on my own like a flower in the snow
    With just my shadow following me out into the cold
    Where I walk past the trees to look for my love

    Woah...
    And its got me wondering, is love just suffering?
    Cause I can see where the chapter ends
    i've got autumn leaves and heartbreak dreams inside, inside
    Cause you and me on this frozen sea we slide, slide

    Slide... Slide...
    --spoiler--
    4 ... have some fatih
  • boys don t cry

    42.
    Gerçekten de çok tatlı melodiye sahip bir the cure şarkısı. oysa şarkı sözlerini alıp arkaya şöyle arabesk bi müzik koyup müslüm baba'ya okutsak damarları keseriz burada. böyle şarkıları gerçekten çok ilginç buluyorum. the smiths grubunun çoğu şarkısı da böyle mesela veya barış manço'nun anlıyorsun değil mi. bu durumu bire bir anlatan bir görsele rastlamıştım zamanında, şöyle ki:

    boys don t cry
    3 ... have some fatih
  • ce sera le temps

    3.
    barış manço'nun fransızca şarkılarından bir tanesi, oldukça güzeldir. mesih'in gelişini anlatan şarkının sözlerini andre soulac yazmış. türkçe çevirisi ise şöyle:

    ne zaman ki gece bastıracak
    ve yardımcı güçler ayaklanacak
    gökyüzünü bulutlar kaplayacak
    kırmızı ve çok alçak

    bu her birinin titreyeceği zaman olacak
    bu her birinin hatırlayacağı zaman olacak
    o gelecek

    hava çok kasvetli olacak
    kırk gün kırk gece boyunca
    ve çok zayıf bir aydınlık içinde
    onun ışığı her zaman okuyacak

    bu her birinin titreyeceği zaman olacak
    bu her birinin hatırlayacağı zaman olacak
    o gelecek

    gidelim bütün ülkelerin
    bütün erkekleri ve kadınları
    onların güçlerini kutlayalım
    onların sığınaklarında kendimizi kurtaralım

    bu her birinin titreyeceği zaman olacak
    bu her birinin hatırlayacağı zaman olacak
    o gelecek
    3 ... have some fatih
  • new york telephone conversation

    1.
    lou reed'in transformer albumunde yer alan 1 dk 34 saniyelik ancak dinlemesi cok keyifli, beni her zaman eglendiren melodiye sahip sarkisi. Sozleri de soyle:

    I was sleeping, gently napping, when I heard the phone
    Who is on the other end talking, am I even home
    Did you see what she did to him, did you hear what they said
    Just a New York conversation, rattling in my head
    Oh, my, and what shall we wear
    Oh, my, and whop really cares
    Just a New York conversation, gossip all of the time
    Did you hear who did what to whom, happens all the time
    Who has touched and who has dabbled here in the city of shows
    Openings, closings, bad repartee, everybody knows
    Oh, how sad, why do we call
    Oh, I'm glad to hear from you all
    I am calling, yes I'm calling just to speak to you
    For I know this night will kill me, if I can't be with you
    If I can't be with you
    3 ... have some fatih
  • ewart pin belirtisi

    1.
    Perikard effuzyonu görülen durumlarda kalbin sol akciğere bası yapması sonucu sol subscapular bölgede perküsyonda matite alınması durumudur.

    (bkz: perikardit)
    3 -1 ... have some fatih
  • kayser fleischer halkası

    3.
    kayser fleischer halkası

    Vücutta bakır birikimiyle kendini gosteren wilson hastalığının göz tutulumu sonucunda meydana gelen semptom. Gözümüzün renksiz kısmı ile renkli kısmı arasında turuncu bir halka oluşumudur. Wilson hastalığı, keiser fleischer halkası dışında renal, hepatik tutulum gosterebilir. Beyni etkilemesi sonucu tremor, ataksi gelişebilir. Hastalarda ikter görülebilir. Tedavide trientin, penisilamin, çinko asetat kullanılabilir. Bakır içermeyen diyet önerilir.
    8 -2 ... have some fatih
  • yeni şeyler getiriyorum